preload logo
Peygamber Sevdalıları Vakfı
"O'nu Örnek Almadıkça İnsanlık Huzur Bulamaz"
Menu

We are apologize for the inconvenience but you need to download
more modern browser in order to be able to browse our page

Download Safari
Download Safari
Download Chrome
Download Chrome
Download Firefox
Download Firefox
Download IE 10+
Download IE 10+

- YÜRÜYEN KURAN’IN İZİNDE YÜRÜMEK -

Yolcunun yolu bulanık, rotası yanlış, ma’şuku belirsiz, aşkı kirlenmiş, ahlakı ziyan, benliği perişan… Dünya gemisinde kayalara vurmuş gittikçe batan ve günah dehlizlerinde kaybolan insanlık! Böyle bir zamanı yaşıyorken dünya, Hira’dan bir yol göründü; özü temiz, aşk tadı nefis, ışığı belirgin, fıtrat mutmain… Bu yola talip olanlar kulluk kıskacında selamete kavuşur, dünya denizinde batmak yerine inci değerinde en değerli felahı bulur…

İşte böylesine bir felah haykırıyordu masiva ve oradan büyük bir risaletle gelecek olan Sen’din Efendim! İşte sen ve gökyüzüyse sana eşlik ediyor... Vahyin kapıları açılmış Sen’i bekliyor... Cebrail bir nida edecek, Sen onu insanlığa öğretecek... Eşsiz bir birliktelik, Allah’ın rahmeti gölgesinde ilerliyor... Kuran ayetlerini tebliğ ederken her emri ilk önce kendinde yaşayan Sen… Bunun için Yürüyen Kuran’sın kainata, insanlığa…!

Kulluk yürüyüşünde bize de yol gösterdin. Aşkın yamacında lezzeti tattıran Sen, yokluğunun acısıyla da gözyaşlarını içirensin bizlere… Katre katre sensizlik dökülürken bu ahir zamanda hasreti baştacı etmişiz. Firak sararken bedenimizi yalnızlığın köşesine çekilmiş göremeyen gözlerin hüznü içerisindeyiz. Siyah gözlerini görmek kendisini arzuladığımız rüyanın gülleridir. Bu aşkın hakkı verilmeyip vefasızlık yapılsa da hasret sicim sicim akar yüreklerimizden…

İşte dem bu demken bir nida haykırılır gönüllere ab-ı hayat bahşeden; ‘O Yürüyen Kuran’dır’… Kuran ömürlüktür ve kıyamete kadar yaşayacak olandır ve Sen’in varlığında kıyamete kadar sapasağlam bir ip kopmazlığındadır… Zaman ahirken yüreklerimizin baştacına kondurduğumuz aşk kitabesi bizi kendisine bağlayan çözülmeyesi bir iptir… Şimdi varlığının gölgesinde serinlerken, Sen’i yaşadığımız kadar yakınsın bizlere ve hayatın özü her meziyetin, o huzur kapılarını açan sünnetin!

Sen’i hiç görmesek de Sen yürekleri fethetmiş, sevgileri diriltmiş, asırlar boyu hayatından içilmişsin… Zeyd olup tercihimizi Sen’den yana yapmak istedik. Cabir gibi dolunaydan daha güzel olduğunu haykırmayı düşledik. Aklına geldikçe ve Sen’i özledikçe yanına gelen Sevban gibi gözlerimizi senin yanında geçirmeyi hayal ettik. Azad edilmiş bir kölenin ‘Sen’den uzaklaştıktan sonra ben neyleyeyim’ diyen haykırışına ağlayıp sana köle olmayı isterdik... Sensizlik mekânında ashabın geldi aklımıza ve şaha kalmış sevgilerine bakıp onların halleriyle boyandık…

Sonra bir nisan ayında doğuşun yeni yaşanıyormuş gibi sevinçler kursağımıza dizildi. Nisanın en güzel müjdesi sinelere haber salarken gözbebekleri gözyaşlarının tebessümünü emzirdi. Sen her zamanın Gül’üydün ama nisan yüreklerin damarlarına apayrı diriliş yaydı. Hasretin en koyu olduğu zamanda rahmet ayı sevincini daha çok yaşattı… Sana adanmış hasret cümleleri takılıyor duygulara ve takıldıkça yere düşen her hasret nisan ayıyla diriliyor. Diriltiyor meydanlar aşkla, muhabbetten Muhammed(a.s) doğuyor her kalp atışta! Bam teline dokunuyor sevda ve aşk çalınıyor nağmelerce…

Sonra bir nida meydanda. Ayşe annemizin ashaba söylediği gibi şimdi bir de zamana söyleniyor bu muştu! “O YÜRÜYEN KURAN’DIR “… Kainat susuyor, yer susuyor, gökyüzü susuyor… Yollar belli oluyor, rota ışık saçıyor, aşk en masum halini yaşıyor, ahlak zirveye çıkıyor… Ve insan sevgi ile özlemin semeresini yaşamakla gösterecek… Tek tutunacağı iki dal Kuran ve Sünnet… Eşsiz bir örnek; Yürüyen Kuran Hz. Muhammed!

İnsan kulağını, gönlünü, gözünü ve kalbini açsın bu çağrıya ve ahdini yenilesin tekrar! Tefekkürünü süslesin yine bu en güzel kelamla... Bir Mekke düşlesin hak ve batıl kapısından bir kez daha baksın dünyaya... Taraftarı olduğu sevdanın temsilcisi mi? Duygularının ve amellerinin doruklarında yaşayan tavrı, ümmete yakışan bir halde mi?

Sen Yürüyen Kuran’sın Efendim! Bize yürümeyi öğreten, düştüğümüzde elimizi tutan, gaflete düşmüş benliği kendine getiren, şaşkın bakışları ötelere çeviren...

Sen Yürüyen Kuran’sın Efendim! Adaleti zulme siper eden, kışı baharlara çeviren, dünyaya gül demetlerini sunan, yürüyüşü ak, yolu ak, kendisi ak...

Sen Yürüyen Kuran’sın Efendim! Yüreklere özgürlük, gönüllere kurtuluş, hayatın canözü olan Can !

Ey Aşk’ın Mihrabı! Kalem Sen’i yazarken gül kokar, kelam gül kokar yadında... Adınla huzur bulur sayfalar, heyecanlanır yapraklar...

Aciziz, garibiz, bi-kesiz... Günah yelkenlerini açıyorken hayat biz kimi zaman kuş olup da uçamıyoruz bu kirlilikten. Uçup konamıyoruz hayatının merkezine, Yürüyen Kuran izince gidemiyoruz. Ama sevgimiz bitmez, eskimez bir yenilik kazanır her dem... Belki yaşlar arıtır günahları, hasretimiz yakar vefasızlığı... Sonra yol haritasına daha sadık kalma adına amellerimizde yaşatırız bu sefer o çağrıyı...

Şimdi Efendim! Gözlerimiz ahiret telaşında... Nisan Sen’i daha çok özletir ve vuslatın hayallerini serperiz azalarımıza... Gözlerimiz ‘en güzel beşeri’ görme sevincini saklamış bakışlarımızdan... Yüzümüz tebessümün en şanlısını seyre dalmayı düşler... Bir ahiret provasında Sen’i düşlemek ve Sen’i görmek... Peki ya hak ettik mi dersin Efendim? O mahşeri kalabalıkta bizleri tanır mısın?

Sevgimiz, hasretimiz, sevdamız Sana’dır! Mübarek olsun...

Sevgimiz Sen’in bize olan sevginle, hasretimiz Kevser başındaki vuslatla, gözyaşlarımız sevinçle birleşsin...

Umut ediyoruz ve Sen’i çok seviyoruz Ey Yürüyen Kur’an ! (0008)

Yasemin Demir